Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Merkezi’nde Minival İnvaziv Yöntemle Başarılı Kalp Ameliyatı

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Merkezi’nde, minimal invaziv alanda ilk kez yapılan yöntemle başarılı bir kalp ameliyatı gerçekleştirilen 51 yaşındaki Mazlume Yılmaz sağlığına kavuştu.

Mazlume Yılmaz’ın Bundan 24 yıl öncesinde mitral kapak değişimi yapılmış ancak ilerleyen dönemlerde sağ kalp kapakçığında ileri derecede yetmezlik gelişmiş, bu durum sağ kalp fonksiyonlarını ileri derecede bozmuş durumdaydı. Detaylı bir ameliyat öncesi değerlendirmeler sonrasında hastamıza meme etrafından 3 cm’lik bir kesi ile çalışan kalpte, sağ kalp kapağı operasyonu gerçekleştirildi. Hastamız ameliyat sonrası dönemde hızla toparlanarak sağlığına kavuştu.

Kalp Merkezimizde bu önemli operasyonu başarıyla gerçekleştiren Fakültemiz Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Serkan Durdu minimal invaziv kalp ameliyatları hakkında web sitemiz ve Gazete Ankara Tıp’a şu açıklamaları yaptı:

“Halk arasında “koltuk altından”, “meme altından” şeklinde adlandırılan minimal invaziv kalp ameliyatları son zamanlarda oldukça popüler olmaya başlamıştır.  Artık hemen herkes tarafından çok iyi bilindiği gibi standart kalp ameliyatları sırasında “iman tahtası” olarak ta bilinen kemik (sternum) yaklaşık 25-30 cm’lik bir kesi ile açılarak açık kalp ameliyatları gerçekleştirilmektedir. Bu açıdan baktığımızda açık kalp ameliyatları bir insanın geçireceği en büyük ameliyatlardan biri olma özelliğindedir. Bu şekilde yapılan ameliyatlar sonrasında kemik kaynayıncaya kadar ortalama 45 gün süreyle hastalarımızda hareket kısıtlılıkları, ağrı gibi yaşam konforunu olumsuz etkileyecek sorunlar yaşanmaktadır.

Ameliyatlarda ileri teknoloji ürünü kamera sistemleri kullanılıyor

Son zamanlarda küçük kesi ile kalp ameliyatları oldukça ön plana çıkmaktadır. Yurt dışında sınırlı sayıdaki önemli kalp cerrahisi merkezlerinde küçük kesi ameliyatları gerçekleştirilmektedir. Modern anlamdaki minimal invaziv kalp ameliyatlarında yaklaşık 4 cm’lik bir kesi ile kalp ameliyatları gerçekleştirilmektedir. Hatta biz memenin kahveringi kısımında yarım daire şeklinde 3 cm lik bir kesi aracılığıyla kalp kapak operasyonlarını gerçekleştirmekteyiz (Peri-areolar kesi). Meme kahverengi dokusu etrafından yaptığımız ameliyatlar dünyada çok az merkez tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu ameliyatlar sırasında son derece özelleşmiş aletlerin yanında ileri teknoloji ürünü kamera sistemleri kullanmaktayız. Kamera eşliğinde hastalıklı kapakları öncelikli olarak tamir etmekte, ileri düzeyde romatizmal kapak hastalıklarında ise kapakları değiştirmekteyiz.

Üniversitemizin 2014 yılında yapmış olduğu ciddi bir yatırımla küçük kesi ile kalp ameliyatlarına başlamış bulunduklarını belirten Doç. Dr. Serkan Durdu, “bu kapsamda Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş’e bu sistemin merkezimize kazandırılması konusundaki katkılarından dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.

Ameliyatlarda anestezi uzmanı çok önemli bir görev üstleniyor
Küçük kesi ameliyatları sırasında ekip çalışmasının çok daha önemli olduğunu belirten Durdu şunları aktardı: “Özellikle Anestezi yaklaşımı standart kalp ameliyatlarından büyük ölçüde farklıdır. Minimal invaziv kalp cerrahisi konusunda özelleşmiş, iyi eğitim almış Anestezi doktoru ekibin çok önemli bir parçasıdır. Anestezi uzmanımız Uz. Dr. Onat Bermede minimal invaziv kalp cerrahisi anestezisini başarıyla uygulamaktadır.

Minimal invaziv cerrahi yöntemle yüzde 90 hastaya müdahele etme noktasına gelmiş bulunduklarını söyleyen Durdu, bu kapsamda kalp kapağı özellikle Mitral ve Triküspid kapağın tamiri veya değişimi, Aort kapağın değiştirilmesi, kulakçıklar arasındaki deliklerin kapatılması, kalbin İçindeki tümörlerin çıkarılması, ritim bozukluklarının düzeltilmesi, koroner bypass ameliyatlarını başarıyla yaptıklarını vurguladı.

Daha önceden kalp ameliyatı olmuş hastalara da küçük kesi ile kapak ameliyatı gerçekleştiriliyor

Küçük kesi ameliyatları yapmanın daha önceden kalp ameliyatı geçirmiş hastalarda çok daha zor olduğunu belirten Durdu şunları kaydetti: “Bunun en önemli nedeni daha once geçirilmiş operasyon nedeniyle kalbin etraf dokulara yapışmış olması. Açık cerrahide bile bu durum kalp cerrahlarını zorlayan bir noktadır. Bu nedenle ikinci/üçüncü ameliyatlarında ameliyatın riski ilk ameliyata göre yüksektir. Biz küçük kesi ile daha önceden kalp ameliyatı olmuş hastaları da küçük kesi ile kapak ameliyatını gerçekleştirmekteyiz. Bir diğer konu 2 yada 3 kapak hastalığının aynı anda bulunduğu hastalar. Bu hastalarda küçük kesi ile 3 kapağa müdahele edilmesi dünyada da çok sınırlı merkez tarafından gerçekleştirilmektedir. Merkezimizde kompleks 3 kapak hastalıkları da küçük kesi yöntemiyle ameliyat edilmektedir.”

Durdu, öte yandan 13-16 haziran tarihlerinde Kanda Vancoure’da yapılacak olan ve Minimal İnvaziv kalp cerrahisiyle ilgili dünyadaki en prestijli toplantıda (ISMICS) bu konuyla ilgili tecrübelerini paylaşacaklarınının altını çizerken, hemen sonrasında da Türkiye’deki meslektaşlarıyla minimal invaziv cerrahi tecrübelerini ameliyat örnekleriyle paylaşacaklarını söyledi.

Doç. Dr. Serkan Durdu, son olarak minimal invazif yöntemin avantajlarını şöyle sıraladı:

“Hasta daha az ağrı çekiyor: Operasyon mini kesilerle gerçekleştiği için hastalar açık operasyona oranla daha az ağrı hissediyor.

Ciltte büyük ameliyat izi olmuyor: İşlemler 8 milimetrelik 3- 4 delikten yapıldığı için ciltte estetik açıdan rahatsız eden iz kalmıyor.

Hastanede yatış süresi kısalıyor: Küçük ameliyat kesisi ve daha az kan kaybı sayesinde hastalar en komplike ameliyatlarda bile 1-2 hafta içinde taburcu olabiliyor.

İşe ve sosyal yasama hızla dönülmesini sağlıyor: Ameliyat alanlarında minimal hasar oluşuyor. Bu sayede hastanın ayağa kalkma ve normal fiziksel aktivitelerine kavuşması çok daha kolay ve hızlı oluyor.

Kanama oranı azalıyor: Üç boyutlu, yüksek çözünürlüklü ve operasyon alanını büyütebilen kameralar sayesinde kanama alanları net olarak görülebiliyor. Bu sayede kan kaybı çok az oluyor, hatta hastaya kan nakli yapmaya gerek kalmayabiliyor.

Göğüs kemiği sorunu oluşmuyor: Göğüs kemiğinin kesilmesine gerek olmadığı için göğüs kemiğinin oynaması ya da enfeksiyon kapması gibi sorunlarla karşılaşılmıyor.”